Meral Bostancı

KURT SCHWITTERS

Meral BOSTANCI (M.A.)[i]

1916 yılından itibaren yaşamının sonuna dek Dadacılık akımına bağlı kalmış ve Dada’nın Hannover ayağını oluşturmuş olan Kurt Schwitters, 1919’da Hannover’de Merz adını verdiği sanat yaklaşımını geliştirerek, aynı adla 24 sayıdan oluşan bir dergi çıkarmıştır. Kurt Schwitters, hem bu dergiye hem de Der Sturm dergisine yazmış olduğu yazılarla Dada’nın Avangart düşünce biçiminin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. Sanatçı, Dada akımının yıkıcı ve estetiğe karşı tutumunu benimsememiş, ancak Dada’nın geleneksel düşünceye göre sanat dışı görülmüş her türlü nesneye olan ilgisini ve özgürlükçü yönünü, kendi sanatının temeli olarak kullanmıştır. Her türlü buluntu nesne, pılı pırtı, kırılmış, parçalanmış malzemeyle çalışmış olan Kurt Schwitters’ın sanatında biçimsel olarak Bireşimsel Kübizm etkendir. Bireşimsel Kübizm, peşi sıra gelen ‘birleştirme’ sanatının temelini oluşturur (Erzen, 1997: 1378). Kurt Schwitters, öncelikle Berlin Dada’ya katılmak istemiş, ancak Berlin Dada’cılarının kendisini fazla politika dışı bulması ve aşırı burjuva olduğunu ileri sürmeleri 1-kurt-schwitters-merzhouse-hannover-1919-1933sonucu reddedilmiştir (Lynton, 1986: s. 142- 143).

 

 

 

 

 

 

 

1-kurt-schwitters-merzhouse-hannover-1919-1933

Sanatçı Kurt Schwitters’ın Hannover’de “tamamen tek başına yapılan bir faaliyet” olarak yürüttüğü çalışması ve öz yansıtması, Julia Kristeva’nın alay ettiği kendini beğenmiş, ideolojik anlamda kendinden memnun kapitalist- teknokrat düzene karşı, yüksek sesle başkaldırıyı çağıran değerlerin bir göstergesi gibidir. Kurt Schwitters, kolaj türü atılmış, atık malzemeden yapılan Dadaist çalışmaların yaratılmasında, Almanca Kommerz (ticaret) sözcüğünden gelen neolojizmi[ii] belirten ancak Fransızca ‘dışkı’ anlamına gelen “merde” ve Almanca ‘acı’ anlamına gelen “schmerz” gibi diğer sözcükleri çağrıştıran Merz sözcüğünü adlandırmasıyla ünlüdür. Sözcük; “…para, acı ve kaybın birbirine olan bağlılığını” andırmaktadır. Kurt Schwitter’in Merz‘in ‘keşfi’ üzerine görüşleri şöyledir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2-kurt-schwitters-merz-kolaj-mayc4b1s-1919

“Savaşta, her şey dehşet bir karmaşa içindeydi. Akademide öğrendiklerimin bana hiçbir faydası yoktu… Daha sonra birden şanlı devrim bize düştü… Kendimi özgürleşmiş hissederek bütün dünyaya coşkumu bağırmak istedim. Hasislikten uzak, bulduğum her şeyi bunu yapmak için aldım çünkü bizler artık yoksul bir ülkedeydik. Hatta bir kimse refüze ederek bağırabilir, birbirine çivilemek ve yapıştırmak, işte yaptığım şey buydu. Bunu Merz olarak adlandırdım: savaşın zaferle sonuçlanmasını isteyen bir duacıydı… herşey kırıldı… ve dağılan parçalardan yenilerinin yapılması gerekliydi ve bu Merz’di. Bu benim içimdeki devrimin bir imgesi gibiydi.”

Kurt Schwitters’ın sözcüklerindeki ironi oldukça belirgindir. Nitekim yukarıdaki söylemine göre Birinci Dünya Savaşı ne Almanya için gerçek anlamda bir ‘zafer’, ne de savaşın ardından yerini ‘şanlı bir devrime’ bırakmıştır. Kurt Schwitters’ın dağılan parçaları kullanması, savaşın parçaladığı toplum ve modernitenin yırtarak ayırdığı geleneksel kültür için bir analoji gibidir. Tıpkı Dadaist meslektaşları gibi, Kurt Schwitters kaçamak bir sebatı uygulamayı reddetmiş bunun yerine “….şiddet, kaos ve modern yaşamın ikiyüzlülüğünü göstermek için” şeklen ve bariz bir biçimde yeni, huzur kaçıran bir sanat yaratmıştır (Olivier, 2006: 94).

 

 

 

 

 

 

 

 

3-kurt-schwitters-ve-theo-van-doesburg-kc3bcc3a7c3bck-bir-dada-suaresi-9-ocak-1923

Kommerzbank sözcüğünden alınan Merz, bir sanatçının bir sözcükten yola çıkarak kendine bir nesne yarattığını göstermesi bakımından önemlidir. Kübizm’le başlayan ve Dada ile gelişen bu kavram anlayışı, ‘Kavramsal’ sanatın da altyapısını oluşturur (Sanouillet, 1997: 325). Merz, Kurt Schwitters’in üzerinde ısrarla durduğu gibi; uydurulmuş değil, ‘bulunmuş’ bir sözcüktür ve Kurt Schwitters’in bir kolaj üzerinde çalışırken kullandığı bir kağıtta yer alan Kommerzbank sözcüğünün kendisine görünen bölümüdür. Norbert Lynton’a göre; okumuş Almanlar, bilgilerini söz oyunlarıyla göstermeyi severler. Sözcüğün ‘atılmış koyun’ anlamına gelen merzschaf sözcüğünü andırması ya da Fransızca ‘dışkı’ anlamına gelen merde sözcüğünü anımsatması böylesi bir söz oyununu akla getirir (Lynton, 1986: 143). Isabella Ewig’e göre Kurt Schwitters, 1917 yılında bir çelik fabrikasında endüstriyel tasarımcı olarak çalışırken tekerleği keşfetmiştir. Bu buluş, soyut çalışmalarının gelişmesinin ikinci belirleyici elemanıdır. Nitekim sonraları, “Makinelerin insan ruhunun özü olduğunu anlayarak, aşk tekerini elde ettim”  şeklinde konuşmuştur (Ewig, 2005: 79). Kurt Schwitters, Merz resimlerini; “kendi resimlerimi nallıyorum” diyerek açıklar. (…) O, dev kolaj albümleriyle tüm ülkeyi dolaşmış ve kolajlarının tanesini 20 marktan satmıştır (Richter, 1993: s. 44- 45).

 

 

 

 

 

 

4-kurt-schwitters-ursonata-adlc4b1-c59fiir-performansc4b1nc4b1-sunuyor-londra-1944

Kurt Schwitters’in seslerle yaptığı müzik denemeleri de bulunmaktadır. Bu denemelerin yanı sıra toplantılarda okuduğu şiirler, en az görsel yapıtları kadar etkili olmuştur (Erzen, 1997: 1378). Kurt Schwitters’in ezbere okuduğu satırlar, günlük konuşmalar veya konferanslar olarak nitelendirilebilir. Kesin ve kısa sözlerdir bunlar: “Ben bir köpeğim, bir hapşırığım, bir devrim el kitabıyım” örneklerinde olduğu gibi. Merz’in parçaları gibi bunlar da çevreye uyarlanarak canlandırılmışlardır. Bağlamın belirsizliği yeni denemelerin ortaya çıkmasını sağlar. Tiyatro ile ilişkilendirildiğinde bu doğaçlama tarzı, ‘oyunculuğun’ kendi gelenekleri nedeniyle hayat bulamaz. Ancak bir başkaldırı sanatı olarak sonraları ortaya çıkacak olan “happening”  oluşumları ile kökensel bir ilişki kurulabilir zira böyle etkinlikler belirsiz ve tiyatroya özgü olmayan bir şekilde, depo ya da terk edilmiş fabrika gibi mekânlarda gerçekleştirilmiştir (O’Doherty, 2010: 68).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5-kurt-schwitters-anna-blume_-dichtungen-hanover_paul-steegemann-1919-1-baskc4b1-kapak-sayfasc4b1

Kurt Schwitters’in, insan seslerinin notalarının çıkarılmasıyla oluşturduğu en ünlü yapıtı olan Ursonate (İlk sonat) adlı şiirinde olduğu gibi, yalnız sayılardan, birbirini anlamsızca izleyen sözcüklerden, tutarsızca düzenlenmiş cümlelerden ya da tek tek harflerden meydana getirdiği birçok anlamsız şiiri bulunmaktadır. En ünlü şiiri An Anna Blume’dir. Yalnız hecelerden oluşan ve yirmi sekiz sayfa tutan Ursonate’ın (İlk sonat) birinci bölümünün ilk ölçüleri ise şöyledir (Richard, 1984: 152):

“Fümms bö wö taa zaa Uu,

                                            pögiff,

                                                      kwii Ee.”[iii]

Başka bir sonatın dizilimi şu şekildedir:

“Grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

bum bimbim bam bimbim

Tila lola lula lola

tila lola lula lola

tila lola lula lola

tila lola lula lola

Grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

grim glim gnim bimbim

bem bem

bem bem

bem bem

bem bem

Tata tata tui E tui E

tata tata tui E tui E

tata tata tui E tui E

tata tata tui E tui E

Tillalala tillalala

tillalala tillalala.

Tata tata tui E tui E

tata tata tui E tui E

Tillalala tillalala

tillalala tillalala.

Tui tui tui tui tui tui tui tui

te te te te te te te te

Tui tui tui tui tui tui tui tui

te te te te te te te te.

Tata tata tui E tui E

tata tata tui E tui E

Tillalala tilla lala

tillalala tilla lala.

Tui tui tui tui tui tui tui tui

te te te te te te te te

Tui tui tui tui tui tui tui tui

te te te te te te te te.

O be o be o be o be

o be o be o be o be”[iv]

Georges Hugnet, Kurt Schwitters’ın Anna Blume adlı şiiri için şunları söyler:

“En önemli eseri, heykellerinin heteroklit yapısının yazılı bir transpozisyonu olan ‘Anna Blume’dir (1919). ‘Anna Blume’, duygusal genç Alman kadınını gülünç yanları ile kişileştiriyor. Yaptığı tanım, bir formül, gazete sayfalarından ve popüler şarkılardan alınmış kesit, reklam ve masumiyet yığını. Oldukları gibi bu esere doldurulmuş bütün bu hayat parçalarının dâhil olduğu delilik emaresi Dada’nın yeni bir yüzünü daha oluşturmaktadır. Gerçek adı Anna Blume olan biri gazetelere bir itiraz mektubu göndermiştir ama bu olay büyük ihtimalle Schwitters’in bir şakası olsa gerek.

Kuvvetli bireyselliğine rağmen Schwitters’in ruhu yine de Dadacılığı ortaya koymaktadır. Yarattığı bu yapıt bariz düzensizliğine ve insanlığın tamamıyla dışa vurumu olan şiirsel duygusuna katkıda bulunmaktadır. Bu andan itibaren Schwitters’in dergisinde yayımlamayı seçtiği yönelimi anlamak ve sempatileri ile kendisi arasında kurmuş olabileceği bağı oluşturabilmek zordur. Ona ait her şey, kendisini teslim ettiği her şeyle zıtlaşmakta.”  (Hugnet, 1932: 364)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6-kurt-schwitters-resim-c59fiir.j

Kurt Schwitters, ahengi olan ancak hiçbir anlam taşımayan bu tür şiirlerle ve resimlerin adlandırılıp numaralandırılmasıyla, bunların yaşam bütünlüğüyle olan bağlarına soyut bir imlemede bulunur (İpşiroğlu, 1993: 82). Ayrıca “Sanatçının tükürdüğü her şey sanattır” diyerek, o dönem sanatçılarının tüm sanata karşı olan öfkesini ve sanatçının gereksindiği özgürlük isteğini cesur bir biçimde dile getirmiştir (Lynton, 1986: 130).

Kurt Schwitters, resim yaptları için Merzbilder (Merz Resimleri), heykeltraşlık yapıtları olarak meydana getirdiği sütun biçimindeki yapıtlar için de Merzsaeule (Merz Sütun) ironik adlarını kullanmıştır. Sanatçı evine diktiği bir sütunu Merzbau (Merz Yapısı) anlayışıyla üzerine her gün birçok adi objeleri yapıştırarak bir Merzsaeule (Merz Sütun) örneği haline getirmişti. Merzbau üzerine hiç bitmeyen çalışması, ‘anıtsal heykel’, ‘iç mekân heykeli’ ve ‘hareketli heykel’ olarak Kurt Schwitters’in mekânsal formlara olan ilgisini ortaya koyar. Merzbau’nun kendisi, bir üç boyutlu üretim olmanın ötesinde, Kurt Schwitters’in 1936’ya kadar ürettiği ve heykelleri muhafaza etmek, “Merz‘leştirmek” ve sergilemek için kullandığı bir mekân oluşturmuştur. Onu imha etmekle, aynı zamanda heykellerinin de büyük bölümünü tahrip etmiş olur. “Büyük bir kent nasıl büyüyorsa Merzbau da öyle büyür” diyerek, kendi ifadesi ile KdeE’ye (Erotik Sefalet Katedrali) yakışacağını düşündüğü bir nesneyle karşılaştığında onu alıp eve götürdüğünü ve Merzbau’ya[v]  yapıştırdığını, üzerini de boyadığını belirtir. Kurt Schwitters, günler sonra elinde bir ceset var hissine ya da artık etkisi geçmiş bir sanat akımının kutsal kalıntılarını saklıyormuş hissine kapıldığında ise üstlerini kısmen ya da tamamen başka şeylerle kapladığını açıklar. Böylece yapı büyüdükçe mağaralar, çukurlar ve doğal şekillenmeler ortaya çıktığını ve kıvrılmış, bükülmüş bu geometrik yapının kendi içinde katı bir düzen oluşturduğunu sözlerine ekler (O’Doherty, 2010: 62).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kurt-schwitters-kutsal-izdc4b1rap-the-holy-affliction-adlc4b1-merz-heykeli-ile-1920-c3b6zel-koleksiyon.

Merz sözcüğünün, aynı zamanda ‘acı’ anlamına gelen Schmerz sözcüğünü de çağrıştırıyor olması, Norbert Lynton’a göre; Kurt Schwitters’in, bütün bu kırık dökük parçaları, hayatın saldırılarına karşı bir dayanak olarak bir araya getirmiş olabileceği yönündedir. Duyduğu özlem ve savunma gereği böyle bir yol seçmiştir. Ancak Kurt Schwitters gibi köklü bir burjuvanın, dinleyici kalabalığına Ursonate’ını dinletmesi, büyük bir yüreklilik ister ve bu, kendini savunma savıyla pek örtüşür görünmez (Lynton, 1986: 146).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kurt-schwitters-merz-inc59faasc4b1-philadelphia-sanat-mc3bczesi-1921

Merzbau, Kurt Schwitters’in da değindiği gibi kent mitosudur. Kentte yapılmış yolculukların bir tür otobiyografik kaydıdır. İçinde “Erotik Sefalet Katedrali” gibi, “Seks Cinayet Mağarası”, “Aşk Mağarası”, “Katiller Mağarası”, “Goethe Mağarası”, “Absürd Michelangelo Sergisi”, “Gözden Düşmüş Kahramanlar Mağarası” ve kent senaryolarından oluşmuş bir “morg” da vardır.[vi][5] Başta Kübist kolajlar gibi, harflerle ve sözcüklerle oynar. Bu Dışavurumculuk ve Dadacılık temelli fantezi kavramların üzeri, Konstrüktivist katmanla örülmüştür ve bir yanıyla tasarım, bir yanıyla heykel, bir yanıyla mimari olarak adlandırılabilir.  Dışarıdaki kent ile içerideki mekân arasındaki diyalektiği tamamen dönüşüme odaklanmıştır; dönüşüm mekânı olarak ‘galeri’ fikrinin ilk örneği sayılabilir. Resim düzlemi nasıl ki dönüşümün idealize edildiği bir mekânsa, nesnelerin dönüşümü bağlamsaldır ve yer değiştirmeyle ilgilidir. Soyutlandıklarında nesnelerin bağlamı da galeri olur. Kurt Schwintters’in Merzbau dışında başka özel mekân örnekleri de vardır. Wright Adası’nda bir İngiliz esir kampında tutulduğu sırada kendine bir masanın altında yaşam alanı kurgulaması, buna örnek olarak verilebilir. Yerinden edilmiş insanların kaldığı böyle bir kampta kendine böyle bir yer yaratmak, Kurt Schwitters’in yaşam ve sanat arasındaki karşılıklı ilişkiyi ne kadar sağlam bir biçimde kurduğunu gösterir. Bu ilişki, söz konusu örnekte, yalnızca yaşayarak yaratılmıştır. Ve bu özelliğiyle, ‘yerleştirme’ sanatına daha kırk yıl olmasına rağmen, çağdaş gözlerle bakıldığında, bir galeri öncesi galeride sergilenen bir tür performansla eş tutulabilir (O’Doherty, 2010: s. 62- 64).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kurt-schwitters-isimsiz-el-aynasc4b1-c3bczerine-asamblaj-1920-1922-2850-x-11-cm-paris-belediyesi-modern-sanatlar-mc3bczesi-fotoc49fraf-kc3bctc3bcphanesi

René Passeron’a (1947) göre; Kurt Schwitters’in Merzbau inşaası, kendi tapınağını inşa etmesiyle özdeşleştirilebilir. 1925 yılında Hannover’de, 1932’de Norveç’te ve 1945 yılında Ambleside’da (İngiltere) bu yapılardan üç tane meydana getirmiştir. Merz (1920- 1932) Dergisi,  kendisinin bir Dada kışkırtıcısı olmadığını göstermektedir. “Kurt Schwitters, alçısında ve kâğıt parçalarında günlük yaşamın küçük birikimlerini bir araya getirmiş ve kendi ‘kutsal yapısının’ dışına çıkmıştır.” (Passeron, 2000: s. 44- 45)

Kurt Schwitters, Dada’yı nasıl değerlendireceği ve Dadacılığın ölçeğinde nerede yer alacağı konusunda bile kararsız olduğundan, onu kabullendikten sonra reddeder, sonra onaylar ve sonra da inkâr eder. Manevi açıdan, kendisinin onayı kayıtsız ve şartsız değildir ve muhalif olduğu ölçü ile sınırlıdır. Gerçekte, onun Dada görüşü sıklıkla netlikten uzaktır. Hep transpozisyonuna konu olabilecek bir ad aramış ve Merz‘i keşfederek bir adaptasyon sürecine girmiştir (Hugnet, 1932: 364). Nazilerin Almanya’daki tutucu ve gerici etkileri (Yoz Sanat) ve II. Dünya Savaşı nedeniyle önce Norveç’e, ardından İngiltere’ye yerleşmiş, kendisine verilen bir çiftlik binasında Merzbau ile türdeş bir uygulama yapmış ve aynı ülkede ölmüştür. Bu yapı, Kurt Schwitters’in mekânsal uygulamalarından korunabilmiş olan tek yapıtıdır (Erzen,1997: 1378).

KAYNAKÇA:

Anonim (2005) Dada. Catalogue of the Exhibition. (5 Oct 2005- 9 Janv. 2006) Director: Roya Nasser. Editions du Centre Pompidou: Paris.

Artun, A. (2006), “1-Sanat ve Eleştiri”, Modernliğin Sınırında Sanat- Eleştiri, Özerklik, Siyaset, Üç Konuşma içinde. MÜGSF: İstanbul. [73- 90]

Dickerman L. (2006), “Zurich”, Dada. National Gallery of Art: Washington. [19- 44]

Erzen, J. N. (1997) ‘Kurt Schwitters’ Maddesi, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınları 3. Cilt, 2. basım İstanbul.

Ewig, I. (2005) “Kurt Schwitters/ Graphic Works” in Dada. Catalogue of the Exhibition. (5 Oct. 2005- 9 Janv. 2006) Director: Roya Nasser. Editions du Centre Pompidou: Paris. [79- 80]

Hugnet, G. (1932) “L’Esprit Dada Dans La Peinture, III- Cologne et Hanovre” in Cahiers d’Art. Jg. 7, H. 8- 10, Paris. [358- 364]

İpşiroğlu, N & İpşiroğlu, M. (1993). Sanatta Devrim. 3. Baskı, Remzi Kitapevi: İstanbul.

Lynton, N. (1982) Modern Sanatın Öyküsü. Çev. Prof. Dr. Cevat Çapan. Remzi Kitabevi, İstanbul.

O’Doherty, B. (2010) Beyaz Küpün İçinde. Galeri Mekânının İdeolojisi. Sel Yayıncılık: İstanbul.

Olivier, B. (2006) “Dada and the ethical need for revolt in art”, SAJAH, vol. 21, no.2. [89- 100] Aktaran:

http://137.215.9.22/bitstream/handle/2263/10622/Olivier_%20Dada(2006).pdf?sequence=1 Erişim tarihi: 26.03.2018.

Passeron, R. (2000) Sürrealizm Sanat Ansiklopedisi.Çeviri: Sezer Tansuğ. 4. baskı, Remzi Kitabevi: İstanbul.

Richard, L. (1984) Ekspresyonizm Sanat Ansiklopedisi. Çevirenler: Beral Madra, Sinem Gürsoy, İlhan Usmanbaş. Remzi Kitabevi: İstanbul.

Sanouillet, M. (1997), “Dadacılığın kökleri: Zürih ve New York”,  Modernizmin Serüveni,  Derleyen: Enis Batur, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

http://emamo.free.fr/images/i78c.gif

http://chagalov.tumblr.com/post/1220536770/kurt-schwitters-performing-his-ursonata-london

http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/Anna_Blume_Dichtungen/pages/000cover.htm

[i] Art Theory and Cricism.

[ii] Neolojizm; söz türetmecilik ve yeni sözcük uydurma olarak tanımlanabilir.

[iii] Ursonate‘ı Kurt Schwitters’in kendi sesinden, 22 dakika süren performansını dinlemek için bkz. http://www.ubu.com/sound/schwitters.html Erişim tarihi: 12.05.2018. Şiirin tamamının dizilişini görmek için: http://www.ubu.com/historical/schwitters/ursonate.html Erişim tarihi: 12.05.2018.

[iv] Kurt Schwitters’ın bu şiiri, Mécano adlı derginin 4- 5 sayısında 1923 yılında basılmıştır.

[v] Merzbau’nun yapımına 1923 yılında başlanmıştır. Bu yapıt, 1943’te yok edilmiştir.

[vi] Kurt Schwitters’in bir kent otobiyografisi görüntüsünü alan Merzbau yapılarına benzer bir düşünsel tavır, II. Dünya Savaşı ertesinde Cobra ve Lettrism hareketlerinden doğan “Sitüasyonist” eğilimlerde görülür. “Sitüasyonizm”in ilgisinin odağı da kenttir. Kenti ve gündelik hayatı yapılandıran aklı parçalamaya hizmet ederler. Kenti tanımlayan işlevleri ve bu işlevlerin dayattığı güzergâhları ve yolculukların anlamsızlığını teşhir ederler. Kentin arzuları ve duyguları özgürce kışkırtabilmesini sağlamak isterler. Kentin duygusal okumasını yaparlar, aşk duygusu uyandıracak evler hayal ederler örneğin. Amaçları, kentin dayattığı zaman ve mekân kurgusunu, disiplinini parçalamaya ve herkesi hayatın dönüşümünde iktidar sahibi yapmaya yöneliktir. Doğrudan eylemi hedef alan ve sanat yahut edebiyatı temsil etmeyen hareketlerdir bunlar. “Sitüasyonizm” sonraları, Fransa’nın 1968 isyanlarına ruh veren politik bir harekete dönüşür.

__________________________________________________________________

[1] Art Theory and Cricism.

[1] Neolojizm; söz türetmecilik ve yeni sözcük uydurma olarak tanımlanabilir.

[1] Ursonate‘ı Kurt Schwitters’in kendi sesinden, 22 dakika süren performansını dinlemek için bkz. http://www.ubu.com/sound/schwitters.html Erişim tarihi: 12.05.2018. Şiirin tamamının dizilişini görmek için: http://www.ubu.com/historical/schwitters/ursonate.html Erişim tarihi: 12.05.2018.

[1] Kurt Schwitters’ın bu şiiri, Mécano adlı derginin 4- 5 sayısında 1923 yılında basılmıştır.

[1] Merzbau’nun yapımına 1923 yılında başlanmıştır. Bu yapıt, 1943’te yok edilmiştir.

[1] Kurt Schwitters’in bir kent otobiyografisi görüntüsünü alan Merzbau yapılarına benzer bir düşünsel tavır, II. Dünya Savaşı ertesinde Cobra ve Lettrism hareketlerinden doğan “Sitüasyonist” eğilimlerde görülür. “Sitüasyonizm”in ilgisinin odağı da kenttir. Kenti ve gündelik hayatı yapılandıran aklı parçalamaya hizmet ederler. Kenti tanımlayan işlevleri ve bu işlevlerin dayattığı güzergâhları ve yolculukların anlamsızlığını teşhir ederler. Kentin arzuları ve duyguları özgürce kışkırtabilmesini sağlamak isterler. Kentin duygusal okumasını yaparlar, aşk duygusu uyandıracak evler hayal ederler örneğin. Amaçları, kentin dayattığı zaman ve mekân kurgusunu, disiplinini parçalamaya ve herkesi hayatın dönüşümünde iktidar sahibi yapmaya yöneliktir. Doğrudan eylemi hedef alan ve sanat yahut edebiyatı temsil etmeyen hareketlerdir bunlar. “Sitüasyonizm” sonraları, Fransa’nın 1968 isyanlarına ruh veren politik bir harekete dönüşür.